top of page

DEPREMDE ENKAZ ALTINDA KALIP BİRLİKTE ÖLEN VEYA CESETLERİNE ULAŞILAMAYAN KİŞİLER AÇISINDAN MİRASÇILIK DURUMU

Ülkemizde meydana gelen deprem felaketi sonrasında pek çok kişinin hayatını kaybeden akrabalarına ulaşamadığı görülmektedir. Bu durumda gündeme gelecek hukuki sorunlar ve çözümlerinin ne olacağı ve özellikle somut durumda gündeme gelen birlikte ölüm karinesinde miras hukukunun nasıl uygulanacağı önem arz etmektedir.



Miras Hukuku bakımından Kişinin ölüm saatinin tam olarak bilinmesi özellikle kendisiyle birlikte altsoyunun, üstsoyunun veya eşinin de öldüğü durumlarda önemli bir hal almaktadır. Kişi öldüğü zaman geride kalan mirasçılara mirası zümrelere göre paylaştırılacağı için kimlerin kişiden önce veya sonra öldüğünün tespitinin yapılması gerekir. Bu gibi doğal afetlerde ölümlerin öncelik ve sonralığının tıbben tespit edilmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu noktada 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK”) kapsamında birlikte ölüm karinesi gündeme gelmektedir.

Kişinin ölmüş olduğuna kesin gözle bakılması ve cesedinin bulunamaması da miras hukuku bakımından çok önemlidir. Sonuç olarak cesedin olmadığı yerde kişi nasıl ölü sayılacaktır ve miras paylaşımına nasıl başlanacaktır gibi kafa karıştıran sorular söz konusudur. Hukuk sistemimiz bize bu durum için Medeni Kanun da (TMK) ölüm karinesi adıyla düzenlenen bir yol sunmuştur.



TMK m. 29’da birlikte ölüm karinesi şu şekilde düzenlenmiştir:

“Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı anda ölmüş sayılır.” 

Dolayısıyla kişilerin ölüm saatinin çok yakın olması ve tıbben hangisinin daha önce öldüğünün anlaşılamaması halinde hepsi aynı anda ölmüş sayılır.



Kural olarak aynı anda ölen kişiler birbirlerine mirasçı olamazlar. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik hale gelmiş içtihatları da bu yöndedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 11.04.2011 tarihli ve E. 2010/4114, K. 2011/2038 sayılı kararında bu husus şu şekilde hükme bağlanmıştır:

“…davalıların miras bırakanı R. A. ile vekil edenlerinin miras bırakanı Ş. A.’ın evli iken iki çocukları ile birlikte 26.4.2003 tarihinde karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu öldüklerini, ölüm saatleri belirlenemediğinden aynı anda öldükleri varsayılarak birlikte ölüm karinesi sonuçlarına göre veraset ilamının alındığı…  aynı anda ölenlerin birlikte ölüm karinesi gereğince birbirlerine mirasçı olamayacakları kural ise de; bu kişilerin her birinin mirası kendi mirasçılarına geçecek…”

Görüldüğü üzere, birlikte ölüm karinesi ile ölen kişiler birbirlerine mirasçı olamayacakları için her birinin mirası, kendi mirasçılarına intikal edecektir. Söz gelimi, birlikte ölüm karinesi kapsamında ölüm saati belirlenemeyen eşler birbirlerinin mirasçısı olamayacak, dolayısıyla her birinin mal varlığı kendi mirasçılarına geçecektir. Eşlerden hangisinin önce öldüğünün tespiti yapılamıyorsa birlikte ölüm karinesi ile ölmüş sayılacakları için her birinin mirası kendi mirasçılarına kalacaktır.



TMK m. 31’de ölüm karinesi şu şekilde tanımlanmaktadır:


Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.”


Birlikte ölüm karinesinde kişilerin ölmüş olduğu kesindir sadece ölen kişilerin öldüğü zamanın tespiti yapılamadığı için aynı anda ölmüş sayılması söz konusuyken ölüm karinesinde kişinin cesedinin bulunamaması fakat ölmüş olmasına kesin gözle bakılmasından dolayı ölü sayılması söz konusudur. 


 Bir kimse kesin gözle öldüğünü düşündüren bir durumda kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile o yerin en büyük mülki amirinin emriyle kütüğe ölü olarak kaydettirilir. Söz konusu usul ise 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu 32. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:


Bir kimse ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile müracaat edilen yerin mülkî idare amirinin emri ile ölüm tutanağı düzenlenerek ölüm olayı işlenir.

(2) Bu madde uyarınca işlem yapılabilmesi için ölüm karinesi bulunan kişinin alt veya üst soyundan bir kişinin ya da kardeşlerinin, bunlar yoksa mirasçılarının dilekçe ile başvurarak olayı belgelendirmeleri ya da yetkili makamların durumu resmî bir yazı ile nüfus müdürlüğüne bildirmeleri gereklidir.

(3) Dilekçeye ekli belgeler ve gerektiğinde nüfus müdürlüğünce yaptırılacak soruşturma olayın doğruluğunu ve öldüğü iddia edilen kişinin de olayın meydana geldiği sırada orada bulunduğunu kanıtlamaya yeterli görülürse mülkî idare amirinin emri ile ölüm kaydı düşülür.” 



TMK kapsamında gaibin mirasçı veya mirasbırakan olmasına karşı belli sürelerle güvenceler verilmiştir fakat ölüm karinesinin aksinin ispatlanmasının çok düşük bir ihtimal olmasından herhangi bir özel bir güvenceye yer verilmemiştir. Ölüm karinesi ölüme bağlanan bütün hukuki sonuçların doğmasına sebep olur. Dolayısıyla veraset ilamı diğer adıyla mirasçılık hakları belgesi için normal ölümler de olduğu gibi noterliklerden ücreti karşılığında veya mahkemelere başvurularak belirli bir süre sonra çıkarılabilir. 










8 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page