top of page

Yoklama Nedir?

Vergi Usul Kanunu’nun 127. maddesinde yoklama; mükellefleri ve mükellefiyetleri ile ilgili maddi olayları kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit etmek şeklinde tanımlanmıştır.

Vergi Usul Kanunu’nun 127. maddesine göre, yoklamanın amacı; mükellefleri, mükellefiyetleri, kayıtları ve mevzuları inceleyerek maddi olayları araştırmak ve tespit etmektir. Dolayısıyla, bildirilmemiş mükellefiyetlerin ortaya çıkarılması ve vergiyi doğuran olayın veya hukuki durumun gelişimini etkileyen maddi olayların belirlenmesi, yoklama yöntemiyle gerçekleştirilir. Ayrıca, vergi dairesi yoklama işlemleri sırasında mükelleflerin vergi kanunları tarafından kendilerine yüklenen formalitelere uyup uymadığı da incelenir. Bu şekilde, mükelleflerin vergi kanunlarına uyum düzeyi artırılmaya çalışılır. Ayrıca, yoklamanın vergi sisteminde uygulanmasıyla kayıt dışı ekonomi oranının azaltılması ve vergi rekabetindeki adaletsizlik önlenmeye çalışılır.


Vergi Dairesi Yoklama İşlemleri Nelerdir?

Vergi Usul Kanunu’nun 133. maddesi doğrultusunda, vergi uygulamalarının gerektirdiği durumlarda münferit fiş yerine yoklama cetvellerinin kullanılması ve bu cetvellerde elde edilen sonuçların toplu olarak gösterilmesi mümkündür. Bu bağlamda, yoklama türlerini bireysel (münferit) ve toplu yoklama olmak üzere iki kategoriye ayırmak mümkündür. Bireysel yoklama genellikle vergi dairesine gelen bireysel yoklama işlemleri üzerine veya tarh dosyasına bakan memurun uygun gördüğü durumlarda gerçekleştirilirken, toplu yoklama ise amaç ve sonuç itibariyle benzer olayların toplu şekilde belirlenmesini hedefleyen bir işlemdir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bireysel yoklama; vergilendirme ile ilgili olarak, vergi idaresinin bilgisi dışında bırakılan maddi olayların, yükümlülük ve sorumlulukla ilgili hususların, yoklama yetkisine sahip memurlar tarafından, sorumlu veya yetkilisi ile birlikte tutanağa bağlanması işlemi olarak tanımlanabilir.

Toplu yoklama ise, önceden hazırlanan vergi dairesi yoklama işlemleri planı çerçevesinde ve genellikle üç yılda bir yapılan, vergi idaresinin yönlendirmesiyle gerçekleştirilen ve yoklama sonuçlarının toplu olarak cetvellerde gösterilmesini sağlayan bir yoklama türüdür.


Yoklama Yetkisi Kimlere Aittir?

Vergi Usul Kanunu’nun 128. maddesine göre, yoklama yetkisi bulunan kişiler şunlardır: vergi dairesi müdürleri, yoklama memurları, yetkili makamlar tarafından görevlendirilenler, vergi incelemesine yetkili olanlar ve gelir uzmanları. Bu kişiler dışında, yoklamanın kim tarafından yapılacağı maddede belirtilmiştir. Bu belirtilen dört gruptan farklı olarak, vergi yoklamasının yapılacağı kişi veya kuruluşun tespiti yetkili vergi dairesine aittir. Bu yetki, yasaların belirlediği sınırlar içinde ve kamu yararı gözetilerek kullanılmalıdır.

Yeni vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi ve buna bağlı olarak değişen uygulamalar, yoklama memurlarına olan ihtiyacı artırabilir. Vergi idaresi, bu durumlarda yoklama memurlarının yanı sıra vergi dairelerinin tahakkuk ve tahsilat servislerinde çalışan memurlar, icra memurları, tahsildarlar ve vergi memurları gibi unvanlara sahip kişilerden de vergi dairesi yoklama işlemleri sırasında faydalanabilir.

Emlak Vergisi Kanunu’nun 37. maddesi uyarınca “vergi dairesi” tabiri belediyeleri ifade eder. Bu kapsamda, Vergi Usul Kanunu’nun vergi inceleme yetkisi dışında, belediye gelir şube müdürü, gelir şube müdürü olmayan yerlerde belediye hesap işleri müdürü, hesap işleri müdürü olmayan yerlerde muhasebeci, vergi dairesi müdürü sıfat ve yetkisine sahiptir. Bu nedenle, adı geçen belediye çalışanlarının, emlak vergisiyle ilgili konularda sınırlı olmak üzere yoklama yetkisine sahip oldukları ifade edilebilir.

Vergi Usul Kanunu’nun 28. maddesinde belirtilen yetkililer dışında, vergi idaresinin memurları yoklama yapamaz ve yetkisiz memur veya kişiler tarafından gerçekleştirilen yoklama ve bu yoklama sonucunda yapılan işlemler geçerli değildir. Yasalar belirli konularda karar alma yetkisini belirli yerlere vermiştir ve bu yetki dışına çıkılması durumunda yetkisizlik ortaya çıkar. Yetkisizlik durumu, konu yönünden olumlu veya olumsuz olabilir. İdari bir kuruluş kendi yetkisi içinde giren bir konuda kendisini yetkisiz sanarak karar almaktan kaçınırsa, olumsuz yetki aşımından bahsedilebilir. Aksine, bir kuruluş isteyerek veya istemeyerek başka bir kuruluşun yetkisi içinde giren bir konuda karar alırsa, bu durumda olumlu yetki aşımı söz konusu olacaktır.


Yoklamanın Sonuçları Nelerdir?

Vergi Tarhı

Vergi Usul Kanunu’nun 20. maddesine göre, verginin tarhı; vergi alacağının kanunlarında belirtilen matrah ve oranlar üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağın miktarının tespit edildiği idari bir işlemdir. Verginin tarhı, idari bir işlem olup, maddi bakımdan kurucu değil, tespit edici ve açıklayıcı bir niteliğe sahiptir. Kurucu olan unsur, vergiyi doğuran olaydır.

Vergi Usul Kanunu’nda, beyana dayanan tarh, ikmalen tarh, re’sen tarh ve verginin idarece tarhı olmak üzere dört tarh yöntemi öngörülmüştür. Yoklama yetkilileri tarafından yapılan yoklamalar sırasında tutanakla belirlenen vergi kanunlarına aykırı davranışlar, doğrudan verginin ikmalen ve re’sen tarh işlemine dayanak oluşturmazken, yoklama tutanağına dayanılarak verginin idarece tarhı doğrudan gerçekleştirilebilmektedir.


Mükellefiyet Değişikliği

Vergi Usul Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca, işe başladıklarını bildiren mükelleflerden; yeni bir vergiye tabii olmayı, mükellefiyet şeklinde değişikliği, mükellefiyetten muaflığa geçmeyi gerektirecek şekilde işlerinde değişiklik olanlar, bu değişiklikleri vergi dairesine bildirmek zorundadırlar. Ayrıca, aynı teşebbüse veya işletmeye ait olan işyerlerinin sayısında meydana gelen artış veya azalışları mükellefler, vergi dairesine bildirmekle yükümlüdür (VUK. m.159).

Ekonomik ve ticari hayatta meydana gelen değişiklikler, iş veya işletme değişikliklerine neden olabilir. Hem vergi mükellefleri hem de vergi sorumluları, Vergi Usul Kanunu’nun 158. ve 159. maddelerinde belirtilen iş ve işletme değişikliklerini ilgili vergi dairesine bildirme yükümlülüğüne sahiptirler.


Mükellefiyetin Terkin Edilmesi 

Vergi Usul Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca, 153. maddede belirtilen mükelleflerden işi bırakanlar, bu durumu vergi dairesine bildirmekle yükümlüdürler. İşi bırakma, vergiye tabi olmayı gerektiren işlemlerin tamamen durdurulması ve sona ermesi anlamına gelir (VUK.m.161). Önemli bir not olarak belirtmek gerekir ki, geçici olarak işi bırakma, iş bırakma kapsamında değerlendirilmez. İşi bırakmadan bahsedebilmek için işlemlerin tamamen durdurulması ve sona ermesi gerekmektedir.

5228 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nda yapılan değişiklikle, vergi idaresinin mükellefiyet kaydının terkinini düzenleyen 160. maddenin 2. fıkrasında önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu maddeye göre, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunmaması veya başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilemesi veya başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı halde münhasırın sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis edildiğinin vergi incelenmesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediği raporda belirtilmesi halinde, mükellef işi bırakmış sayılır ve mükellefiyet kaydı vergi dairesince terkin edilir. Bu düzenleme, mükellefiyetin terkin edilmesinde yapılan yoklamaların etkisini vurgular. Yoklama yoluyla mükellefiyetin sona erdirilmesinde, mükellefiyet durumunun yoklama tarihinde ayrıntılı ve doğru bir şekilde ortaya konması gerekmektedir.





17 görüntüleme0 yorum
bottom of page